“Aslında bir milletvekilinin evinin basılmasına karşı değiller.
Karşı oldukları, kendi evlerinin basılması…
Aslında parti kapatmaya da karşı değiller.
Karşı oldukları, kendi partilerinin kapatılması…
Yargıyı artık kendi partilerini kapatamayacak şekle sokar sokmaz, bdp’nin kapatılması için polise, yargıya yol gösteren demeçler vermeye koyuldular.
Onlar da mesajı aldı ve ev baskınlarına, tutuklamalara başladı.”
“Aslında tutuklu yargılamaya, tutukluluk sürelerinin uzunluğuna karşı değiller; kendileri tutuklu olmadığı sürece…
Aslında dgm’lere de karşı değillerdi; dgm’leri kontrol edememekten dertliydiler. nitekim dgm’ler kapatılıp yerine hükümet kontrolünde özel yetkili sivil dgm’ler kurdular.
yargı bağımsızlığından da yana değillerdi; yargının kendilerinden bağımsız olmasından rahatsızlardı.
Yargı teslim oldu; mesele halloldu.”
Can Dündar
Yazının tamamı için: http://gundem.milliyet.com.tr/…/1488659/default.htm
Meclisteki 4 siyasal partinin parti programlarında en yoğun kullanılmış kelimelerden oluşan bir etiket bulutu. İlginç bir çalışma olmuş.
Yaklaşık 1900’lü yılların başlarında da İstanbul’un her yerinde bu (gibi) afişlerden varmış. Demek ki, 100 yılda bir gram ilerlememiş bu ülkede demokrasi, değil mi?.
1996 Yılı Kanal 6, Dinamit programı.
İçerik: Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç , Hasan Hüseyin Ceylan , Ercümend Özkan, Ahmet Altan ve diğerleri.
Bireyleri 7/24 çalışmaya iten şirketler ve kapitalist sistem karşısında geniş halk kitlelerinin savunması gereken yegâne haktır. Zira, hiç bir birey bir başkasının boyunduruğu altında çalışmak için doğmamıştır.
Elbette bu dünya’da yapılacak işler vardır ve yapılacaktır da. Ancak bu işlerin yapılması için kimsenin hayatının tamamını bu işlere adamasına gerek yoktur.
Ayrıca hiç kimse, hiç bir yere ve işe zamanında yetişmek zorunda değildir. Bu ancak nezaketen olabilecek birşeydir.
ASELSAN Mühendisi Hüseyin Başbilen’in ölümünü inceleyen bilirkişi savcılığa sunduğu raporda, “Olay intihar süsü verilmiş bir cinayet” dedi.
Aselsan mühendislerinin şüpheli ölümleri ile ilgili soruşturmada çarpıcı delillere ulaşıldı. Savcının, Hüseyin Başbilen’in ölümü ile ilgili cinayet sonrası olay yeri inceleme ekiplerince çekilen fotoğraf ve video kayıtları ile cinayete dair elde edilen delillerin incelenmesini talep ettiği bilirkişi, hazırladığı raporda cinayeti işaret etti. Araçta başka parmak izlerine rastlandığı belirtilen raporda Başbilen’in çantasının da sonradan arabaya konduğu belirtildi.
Taraf gazetesinin haberine göre; Ankara’da 7 Ağustos 2006 tarihinde aracında boğazı ve elleri kesilmiş halde bulunan Aselsan mühendisi Hüseyin Başbilen’in intihar olduğu öne sürülen ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada çarpıcı bir gelişme yaşandı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Başbilen’in ölü bulunduğu araçtaki kan ve parmak izlerini analiz eden uzman bilirkişi, cinayeti işaret etti.
Aselsan soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Savcısı Murat Demir, Hüseyin Başbilen’in ölü bulunduğu araçta çekilmiş fotoğrafları ve video kayıtlarını, kan ve parmak izlerini, Türkiye’de bu alandaki uzmanlığı ile tanınan bilirkişiye yorumlattı. Olaydan sonra araçta çekilen onlarca resmi tek tek inceleyen uzman bilirkişi, kanın yönü ve akış şeklini analiz etti.
Bilirkişi raporunda, Başbilen’in şoför koltuğunun yanındaki koltukta, başının torpido gözünün altında, ayaklarının ise koltuğun üzerine kalması ile ilgili olarak, “Başbilen’in aracın içerisinde olduğu esnada, boynundaki 20 cmlik kesik ve bileğindeki kesiklerin mevcut olduğu, kendisinin dışarı çıkmak için önce şoför koltuğunun yanındaki koltuğu açmak istediği, ancak kapıyı açmayı başaramayınca yan koltuğa geçtiği, yan koltuktaki kapıyı açmak için geçtiği esnada vücudundaki yaralar nedeniyle başının torpido gözünün altına gelecek biçimde düştüğü, daha sonra ölüm anının gerçekleştiği ve vücut ağırlığının baş üzerinde toplanmasından dolayı boynunda kırıklar oluştuğu” değerlendirmesi yapıldı.
Bilirkişi iki önemli bulguda olayın cinayet olduğuna kanaat getirdi. Kan fışkırma, akma ve cesedin bulunduğu konumu gözönünde bulunduran uzmanlar, parmak izi araştırmasına göre olay anında araçta başka kişi veya kişilerin varlığını tesbit etti. Ayrıca Başbilen’e ait olduğu belirtilen bir çantanın olaydan sonra araç koltuğuna bırakıldığı belirlendi. Söz konusu yorumların yanına kan izlerinin resimleri eklenerek raporlaştırıldı. Bu rapora göre olay ‘intihar’ değil ‘cinayet’.
Aselsan’da uzak mesafede daha etkili bir kanas silahı, F16 ve milli tank projeleri üzerinde çalışan Hüseyin Başbilen, 7 Ağustos 2006’da boğazı ve bileği kesilmiş olarak aracının içinde bulunmuştu. Ardından 17 Ocak 2007’de Halim Ünal kafasına isabet eden tek kurşunla öldü.
Dokuz gün sonra da Evrim Yançeken, oturduğu binanın altıncı katından düşerek can verdi. ODTÜ mezunu üç genç mühendisin ortak özelliği uçaklar için dost-düşman tanıma sistemi üzerinde çalışmaları oldu.
Ankara Başsavcılığı’nın bu olaylarla ilgili iki yıl önce kapattığı Aselsan intiharları dosyası, bir dönem Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılarından Fikret Seçen’in elde ettiği deliller üzerine Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yeniden açılmıştı.

Türkiye’nin bölgede ve dünyada yıldızı parlıyorsa elbette bununla övüneceğiz; ama kuyruklu yıldız gibi, aslında kendisi külden ibaretken, güçlünün ışığını yansıtıyorsa ve biraz da bölgede misyon üstlensin diye parlatılıyorsa tabii ki orada durup düşüneceğiz.
Ben Time’ın kapaklarından ne zaman şüphelenmeye başladım biliyor musunuz?
11 Mart 2010 tarihli ve “Çok gizli” damgalı CIA raporunu, Wikileaks belgeleri arasında okuyunca…
Diyordu ki raporda:
“Afganistan’daki NATO rolüne destek sağlamak için Afgan kadınların dramını işleyen medya haberleri yapılmalı…”
5 ay sonra Time dergisi kapağında bir Afgan kızıyla çıktı.
Şimdi aynı Time’ın “Erdoğan’ın yolu” kapağıyla, Müslüman Kardeşler’in “Suriye’ye Batı yerine Türkiye müdahale etsin” çağrısını birlikte okuyunca “Acaba yeni bir role destek mi aranıyor? Bu da bize kapak mı oluyor” sorusu akla geliyor.
Yılbaşında komşularıyla sıfır sorun isteyen bir ülkeydik.
Yılsonunda sırtımız sıvazlanarak komşumuzu işgale itiliyoruz.
Hangi Türkiye’yi sevmeliyiz?
-
Fulya Yasa: Beyinlerimiz göç ediyor…
Oktay Sinanoglu: Beyin göçünü bir söyleşide de sormuşlardı.
Ben de dedim ki; “Türkiye’de beyin yetiştirilmiyor ki göçü olsun.
İkincisi Türkiye’den yetişmiş beyin değil, beyin hammaddesi ihraç ediliyor.”
…
Bir ülkenin hedefleri olmazsa, insanlar ıvır zıvırla uğrasır; dışarıda mastır, doktora da, sadece ana baba konu komşuya hava atsın diye yapılır.
(Oktay Sinanoğlu / büyük uyanış)?
“Benzinin litresi 20 kuruş,
Sağlık, eğitim hizmetleri bedava,
Elektrik, su, doğalgaz bedava,
Otomobiller fabrika çıkış fiyatına,
Vergi yok,
İstisnasız her aileye her ay 300 euro yardım yapılıyor,
Devlet evlenenlere 150 metrekarelik ev veriyor,
Libya’nın hiç dış borcu yok,
Petrol gelirlerinin %90’ı libya halkına gidiyor…
Ama dört karıyla evlenemiyorlar…
İşte bir diktatörün zulmü daha bitti sonunda…
Libya şeriat’a geçiyor arap baharı gerçekleşiyor…”
(altıntı)
1987 Tarihli bir dergi (İkibin’e doğru).
Başlık: “Evren’in onayı ile şeriatçı örgütlere açılan kapı: 12 Eylül’de laikliğe elveda”
basın özgürlüğü konusunda dünya sıralamasında 138. olmak,
kadın erkek eşitliği endeksinde sondan 5. olmak,
8 yılda kadına şiddetin %1400 artması,
asgari ücretin açlık sınırının altında kalması,
3.5 yılda 62.000 internet sitesi kapatabilmek,
eyleme giden işçiye 8 yıl, yumurta atan öğrenciye 5 yıl hapis cezası kesmek,
işsizliğin artmasının en büyük nedenini kadınların da iş aramasına bağlamak,
evet, hayaldi gerçek oldu.
(via filtrelebeni)