“Aslında bir milletvekilinin evinin basılmasına karşı değiller.
Karşı oldukları, kendi evlerinin basılması…
Aslında parti kapatmaya da karşı değiller.
Karşı oldukları, kendi partilerinin kapatılması…
Yargıyı artık kendi partilerini kapatamayacak şekle sokar sokmaz, bdp’nin kapatılması için polise, yargıya yol gösteren demeçler vermeye koyuldular.
Onlar da mesajı aldı ve ev baskınlarına, tutuklamalara başladı.”
“Aslında tutuklu yargılamaya, tutukluluk sürelerinin uzunluğuna karşı değiller; kendileri tutuklu olmadığı sürece…
Aslında dgm’lere de karşı değillerdi; dgm’leri kontrol edememekten dertliydiler. nitekim dgm’ler kapatılıp yerine hükümet kontrolünde özel yetkili sivil dgm’ler kurdular.
yargı bağımsızlığından da yana değillerdi; yargının kendilerinden bağımsız olmasından rahatsızlardı.
Yargı teslim oldu; mesele halloldu.”
Can Dündar
Yazının tamamı için: http://gundem.milliyet.com.tr/…/1488659/default.htm
Meclisteki 4 siyasal partinin parti programlarında en yoğun kullanılmış kelimelerden oluşan bir etiket bulutu. İlginç bir çalışma olmuş.
Yaklaşık 1900’lü yılların başlarında da İstanbul’un her yerinde bu (gibi) afişlerden varmış. Demek ki, 100 yılda bir gram ilerlememiş bu ülkede demokrasi, değil mi?.
basın özgürlüğü konusunda dünya sıralamasında 138. olmak,
kadın erkek eşitliği endeksinde sondan 5. olmak,
8 yılda kadına şiddetin %1400 artması,
asgari ücretin açlık sınırının altında kalması,
3.5 yılda 62.000 internet sitesi kapatabilmek,
eyleme giden işçiye 8 yıl, yumurta atan öğrenciye 5 yıl hapis cezası kesmek,
işsizliğin artmasının en büyük nedenini kadınların da iş aramasına bağlamak,
evet, hayaldi gerçek oldu.
(via filtrelebeni)
Diyanet İşleri Başkanı’nın değişmesinin ardından gerici basında Diyanet’in soyunacağı yeni görevler tartışılmaya başlandı. Yenişafak’tan Akif Emre, kuruma “halifelik” yakıştırması yaparken, Ali Bulaç, Ortadoğu’ya açılırken kurumun önemli roller üstleneceğini yazdı.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun yerine Prof. Dr. Mehmet Görmez’in getirilmesi, yandaş basında da tartışılmaya başlandı. Dİyanet İşleri Başkanlığı’nın mevcut yapısı ile devam edemeyeceğinde savunan islamcı yazarlar, yönetimdeki bu değişikliğin önemli olduğunda birleştiler.
“Ulus devlete imparatorluk gömleği giydirmek”
Yenişafak Yazarı Akif Emre, “Diyanet’e uluslararası rol mü?” başlıklı dünkü yazısında, DİB’in yeni görevler üstlenebileceğini belirtti. Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirilen Mehmet Görmez’in görevi devralırken “dünyadaki tüm Müslümanlara, yeryüzünün tüm mazlum milletlerine, tüm Müslüman azınlıklara hizmet ilkesinden hareket edeceğim” demesinin önemli olduğunu yazan Emre, “Bir ulus devlet olarak Türkiye’ye imparatorluk gömleği giydirmeye çalışan yeni söyleme çok da uygun bir dil kullanmış. Laik bir devletin bir kurumu olarak adeta uluslararası dini rol üstlenmesi devletin kuruluşunu borçlu olduğu başka bir uluslarötesi ya da ulusüstü kurumun işlevini hatırlatıyor. Görmez’in, böyle bir niyetinin olmadığı muhakkak olsa da, Türkiye’nin adeta ilga edilen hilafet rolünü hatırlatan bir dil kullanmasını tarihi hafızanın yeni formlar içinde ortaya çıkması olarak mı okumalı?” dedi.
Dinin sosyal sorunlarda da önemli bir yer tuttuğunu, Kürt sorununun da bu açıdan bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan Emre, “Kürt meselesi olarak ortaya çıkan kırılmanın hilafet meselesindeki tarihi kırılma anlaşılmadan izahı mümkün değil” dedi.
“Postmodern Hilafet”
Emre ayrıca, “Diyanet’in, hem yapısı hem fonksiyonu itibariyle değil hilafetin yerini alması devlet kontrolü dışında bir din anlayışının gelişmesine bile engeldir. Tek tip vatandaş modeli gibi tek tip modern din anlayışını temsil eden Diyanetin küresel rol üstlenmesi bünyeye dar gelecek gibi görünüyor. Postmodern hilafet misyonunu hatırlatırcasına uluslararası role soyunan bu kurum memleketin dahilinde yaşanan temel sorunda, en azından söylem olarak, aynı misyon çerçevesinde rol alabilecek mi? Bunun söylemden öte, Diyanet’in bürokratik yapısını aşan bir siyaset tartışmasını göze almak anlamına geleceği muhakkak” dedi.
“Modern” politika: “Saman altından su yürütmek.”
Yetmez ama Evet değil mi?
“…Ne komünist devletmiş ki, sat sat bitmiyor; ama ben bitireceğim!” diyen hükümet hala bitiremedi, Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinin satışı türban tartışmalarıyla karanbole geldi, satıldı gitti. 2 bin km otoyolun satışı da Önder SAV mevzuundan karanbole gelmek üzere…
“Münferit” diyecekler biliyorum. Hazırlıklıyım, işte bir dizi münferit gerici saldırı vak’ası: 1-Çanakkale Olay gazetesinin haberi: Behramkale’deki Athena Tapınağı’na akşamüstü ziyaretleri, ‘şarap içiliyor’ bahanesiyle yasaklandı. Assos Antik Kenti’ndeki Athena Tapınağı’ndan seyahat rehberlerine giren ünlü günbatımı manzarasını seyretmeye yönelik Çanakkale Müze Müdürlüğü’nün aldığı yasak kararı, tartışma yarattı. 5 bin yıllık özgeçmişi olan Athena Tapınağı’nda bugüne kadar içki yüzünden herhangi bir olay meydana gelmediği gibi, tartışma dahi yaşanmadığını söyleyen Muhtar Hüseyin Kaplan, “Özelleştirilecek yerler arasında bulunan Athena Tapınağı’nda maksatlı olarak zaafiyet yaratılmak isteniyor. Yabancı ziyaretçilere de zorla oruç mu tutturacağız?” diyerek karara karşı çıktı. 2-Yozgat’ta otobüs bekleyen Kadışehri Cumhuriyet Savcısı Özcan Çubukoğlu, Ramazan ayında açıkta sigara içtiği gerekçesiyle 2 kişi tarafından dövüldü. Otobüsün hareket saatini bekleyen Savcı Özcan Çubukoğlu sigara içmeye başlayınca, çevreden birkaç kişi ‘Ramazan ayında açıkta neden sigara içiyorsun?’ diye laf attı. Savcı Çubukoğlu’nun sigara içmeye devam etmesi üzerine bu kişiler Çubukoğlu’na saldırdı.Savcı Çubuklu böylece “ramazanda açıkta sigara içme yazağı” olduğunu da öğrenmiş oldu. 3-Ankara’da Avukat Erdal Güzel, “Ramazanda nasıl sigara içersin.Burası Ermenistan mı?” diyen dolmuş şoförünün saldırısına uğradı. Güzel sigarasını açıkta değil, kendi otomobilinde içiyordu. Yine de dayaktan kurtulamadı. 4-Antalya’da orucunu bozduğu için babası tarafından dövülen ilköğretim öğrencisi S.B. Antalya Valiliği’nin kararıyla Çocuk Esirgeme Yurdu’na alındı. Dayakçı baba Mustafa B. ise yaşananlardan dolayı çok pişman olduğunu söyleyerek, “O benim oğlum, et tırnaktan ayrılır mı” dedi. Et tırnaktan ayrılmıyor ama oruç yüzünden tırnak eti tırmalayabiliyordu. 5-Bir haber de silahlı kuvvetler içerisinde:Hakkari’de askerlik yapan Erzincanlı Ali Arslan Alevi olduğu ve Ramazan orucu tutmadığı gerekçesiyle başka bir asker tarafından öldürüldü. Ali Arslan öldürülmeden önce ailesiyle yaptığı telefon görüşmelerinde Alevi olduğu icin, sürekli diğer askerler tarafından hor görüldüğünü, rahatsız edildiğini anlatmıştı. 6-İşin nerelere vardığını özetleyen olay ise Erzincan çıkışlı. Erzincan Altınbaşak’ın CHP’li Başkanı, “Komşu ilçelerden gelenler içip kavga ediyorlar” diye içki satışını yasakladı… CHP’li Başkan Ercan Bektaş, “Yan beldelerde mahalle baskısından içemeyen buraya akın ediyor. İçip içip kavga çıkarıyorlar. Yasağı vatandaş istedi. Gerginlik bitince yasak kalkacak” diye konuştu. Altınbaşak’ta içki satılabilmesinin sırrı ilçe nüfusunun çoğunluğunu alevi yurttaşların oluşturmasıydı. 7-Bir polis, Emniyet’in önünde ‘eteği kısa’ diye bir liseliyi dövdü. Anne olayı şöyle anlattı: Maltepe Kız Meslek Lisesi’nde okuyan 16 yaşındaki Ö.S. geçen cuma günü üç arkadaşıyla okula gidiyordu. Markete uğradı. Alışveriş yaptıktan sonra arkadaşlarını üstgeçitte beklemeye başladı. O sırada yanına bir polis memuru geldi. ‘Sen bu etekle okula mı gidiyorsun’ dedi. Ö.S.’yi tartaklamaya başladı. Zamanın İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ise olayda dayak görülmediğini belirterek, polis memurunun da “karşısında çocuğunu görmüş gibi olduğu, onun için uyardığı” şeklinde ifadede bulunduğunu söyledi. 8-Mayıs ayı. Akşam 18.30’da Kabataş-Adalar seferini yapması gereken Şehit Karaoğlanoğlu isimli vapura gelen yolcular kötü bir sürprizle karşılaştı. Önce iskeledeki güvenlik görevlileri, işlerinden evlerine dönen bazı insanların poşetlerinde alkollü içecek olup olmadığını sordu ve kontrol etmek istedi. Yolcular vapura bindikten sonra da, gemi kaptanı yolcuların vapurda içki içilebileceğini tahmin ettiğini iddia ederek, aracı Kabataş İskelesi’nden kaldırmadı. Bunun üzerine bir ilk yaşanarak, yolcular vapurdan indirildi. Vapuru boşaltmak zorunda bırakılan yolcular iskele üzerinde gemi kaptanını uzun süre protesto ederken, durumla ilgili herhangi bir şey yapılamadı. Kaptanın bu tutumundan mağdur olan yolcular, iskelede 40 dakika bekletildikten sonra başka bir vapura aktarıldı ancak yaşanan sıkıntı bununla da kalmadı. Vapurun uğradığı ilk ada olan Kınalıada’da polisler vapura binerek içki içilip içilmediğini kontrol etmek isteyince yolcular duruma tepki gösterdi. 9-Araklı Belediye Başkanı bir benzin istasyonunda içki satışı yapıldığının öğrenilmesi üzerine şu açıklamayı yapmıştı: “Emniyet ve belediyenin kolluk kuvvetlerini harekete geçirdim. Araklı’da içki sattırmayacağız.” Üstelik içki satışı yapılan benzin istasyonu sahibiyle belediye başkanı aynı soy ismi taşımaktaydı. DEVLET POLİTİKASI OLDU Bunlara bakıp da Türkiye’de bir alkolizm sorunu var sanmayın. Hükümet giderek her türlü içkiyi pazarlamayı ve satmayı neredeyse imkânsız hale getiriyor. Nielsen verilerine göre, içki satılan noktaların sayısında ciddi bir azalma var. Öte yandan Türkiye yıllardır Avrupa’nın kişi başına en az içki tüketilen ülkesi. Türkiye, kişi başına düşen ortalama alım gücüne göre şarap ve sert içkilerin en pahalı olduğu Avrupa ülkesi. Çaktırmadan konulan içki yasakları TBBM lokantalarından, Belediye tesislerene kadar genişleyip duruyor. Bu uygulamanın şampiyonu ise İstanbul. Recep Tayyip Erdoğan’ın İBB Başkanlığı döneminde başlattığı sosyal tesislerdeki içki yasağı İBB iştiraklerinden Beltur AŞ eliyle genişletiliyor. İBB’nin kiraya verdiği ve içkili restoran olarak kullanılan mekânların kira sözleşmeleri iptal ediliyor. Geçen yıl Tarihi Moda İskelesinde İDO marifetiyle konulan içki yasağını hatırlayacaksınız.O yasak da BELTUR aracılığıyla uygulanmıştı.. Ankara’da Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı birçok sosyal tesiste ve parkta içki yasak. Belediyeye bağlı zabıtalar, içki içenlere ve satanlara da sert bir biçimde müdahale ediyor. AKP’li Turgut Altınok’un Belediye başkanı olduğu Ankara Keçiören’de içki satan büfeci Mehmet Şahin, zabıtalarca içki sattığı için çivili sopa ile dövülmüştü. Bu uygulamaların özeti şöyyle: 81 ilin büyük bölümünde özellikle belediyelerce işletilen yerlerde ve öğretmen evi gibi lokallarde içki servisi yapılmıyor artık. Son 4-5 yılda ülke genelinde 17 bin içki satış noktası ya kapandıı ya da içki satmaktan vazgeçtiğini açıkladı. Türkiye’de içki satış noktası sayısı 100 binden 83 bine kadar geriledi. Satış noktası açmaya istekli olan girişimciler de ‘mahalle baskısı’ nedeniyle vazgeçiyorlar. Türkiye’de içki bulunabilirlik oranı yüzde 30’da, bazı bölgelerde bu oran sıfıra yaklaşıyor. Türkiye’de yıllık kişi başı bira tüketiminin 12 litre, buna karşın Avrupa ortalaması 100 litre. Türkiye, bu açıdan da Avrupa sonuncusu… EVET- HAYIR HARİTASI AKP eliyle yürütülen Tuhafazakarlaşma politikasının ürünü bütün bunlar. İçki içene, mahallenin değerlerine aldırmayana, açık saçık giyinene, müslümanca yaşamayana hayat hakkı tanımayan bir düzen kuruluyor böylece. Tophanelinin biri “içecekse evinde içsin” diyordu gazetecilere. Zaten Anadolu’nun çok büyük bir bölümünde bu genel bir uyguluma haline getirilmiş durumda. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından bu yana kamu kurum ve kuruluşlarına ait mekanlarda içki yasağı uygulanan illerin sayısı 62’ye ulaştı. Yani Türkiye’nin 62 ilinde sadece evinizde içki içme özgürlüğünüz var. Bu yüzden alkol tüketimi belli bölgelerde yığılmış durumda. MEY İçki CEO’su Galip Yorgancıoğlu’nun açıklamalarına göre, Türkiye’de toplam alkol tüketiminin yüzde 40’nı Marmara Bölgesi’nde gerçekleşiyor. Marmara bölgesini ardından, yüzde 30 ile en fazla tüketim Ege bölgesinde. Akdeniz’de ise mevsimine göre yüzde 10 ila 15 arasında değişiyor. İl bazında en fazla tüketimde de. Edirne, Tekirdağ ve Lüleburgaz önde. Bunları İzmir izliyor. Şimdi size bir başka liste vereyim: BELEDİYEYE VE KAMUYA AİT LOKALLERDE İÇKİ SATILMAYAN İLLER (56) Adana , Adıyaman, Afyonkarahisar, Ağrı, Amasya, Aydın, Ardahan, Aksaray, Balıkesir, Bingöl, Bitlis, Bolu, Batman, Bayburt, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Elazığ , Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Iğdır , Karaman, Karabük, Kırıkkale, Kars, Kastamonu, Kayseri, Kırşehir, Kocaeli, Konya, Kütahya, Kahramanmaraş, Kilis, Mardin, Malatya, Muş, Niğde, Osmaniye, Rize, Şanlıurfa, Samsun, Sivas, Siirt, Şırnak, Tunceli, Tokat, Trabzon, Uşak Van, Yozgat, Burdur, Isparta. BELEDİYE LOKALLERİNDE İÇKİ SATILMAYAN ANCAK BAZI KAMU LOKALLERİNDE İÇKİ YASAĞI OLMAYAN İLLER (6) Ankara, İstanbul, Denizli, Düzce, Bursa, Manisa. İÇKİ YASAĞI OLMAYAN İLLER (19) Eskişehir, Mersin, Artvin, Bartın, Muğla, Ordu, Antalya, Bilecik, Çanakkale, Edirne, Hatay, İzmir, Kırklareli, Nevşehir, Sakarya, Sinop, Yalova, Tekirdağ, Zonguldak. Karşılaştırın bakalım bu verilerle referandum haritasını. Ne görüyorsunuz? Orhan Gökdemir
Ecevit, Pazar Panorama programında “Önümüzdeki seçimlerle ilgili bir endişemi dile getirmek istiyorum” dedi, arkasını şöyle getirdi: “Yapılan anketler bu seçimlerde AKP’nin ve DTP’nin barajı geçeceğini gösteriyor. Bu durum Türkiye’de ciddi bir gerilim ortamı doğuracak… Bundan ciddi endişe ediyorum…”
(…)
Gerilimli yılların ilk işareti Ecevit’ten 2002’nin ikinci yarısıydı… Ecevit’in sağlığı Başbakanlık işlevini usul usul etkilemeye başlamıştı… Ama bütün inadıyla makamının başındaydı. O yıllarda TRT’de pazar günleri “Pazar Panorama” programının yorumcu konuğuydum. Sunucusu Cem Kırçak’tı. Ecevit, bu programa hemen her çağırışımızda gelirdi. Programa biz de hazırlıklı gelirdik, Ecevit de… Daha doğrusu Ecevit kimi temel mesajlarını vermek için bu programı zeminlerden biri olarak kullanırdı… Koalisyon artık iyiden iyiye yorgun düşmüş, Türkiye seçim atmosferine girmeye başlamıştı. ‘AKP’nin farklı bir ufuk çizdiği düşüncesindeyim’ Ecevit, Pazar Panorama programında “Önümüzdeki seçimlerle ilgili bir endişemi dile getirmek istiyorum” dedi, arkasını şöyle getirdi: “Yapılan anketler bu seçimlerde AKP’nin ve DTP’nin barajı geçeceğini gösteriyor. Bu durum Türkiye’de ciddi bir gerilim ortamı doğuracak… Bundan ciddi endişe ediyorum…” Programın ardından Ecevit’e ayrıca sorma gereği duydum: - Biraz açar mısınız, nedir duyduğunuz endişeler? Ecevit - Sayın Balbay, AKP’nin Sayın Erbakan hareketinden daha farklı bir yol izleyeceği düşüncesindeyim. Bu durum da beni endişelendiriyor. Onu dile getirmek istedim. - Nasıl bir dönem olur düşüncesindesiniz? Ecevit - Sayın Erbakan’ı bütün yönleriyle tanıyorduk. Ama AKP etrafında oluşan ekibin daha farklı bir ufuk çizdiği düşüncesindeyim. Ecevit’in değerlendirmeleri, AKP’nin tepkisini çekti. Daha şimdiden bunalım ürettiğini iddia ettiler. ‘ABD’nin her istediğine evet diyecekler’ Ecevit’le 3 Kasım 2002 seçimlerinin ardından Anıttepe’deki DSP Genel Merkezi’nde uzun bir sohbet yaptık. Üzerindeki stresin kalkmasından olsa gerek, sağlığı da seçim öncesine oranla yerine gelmişti. Ecevit’e yukarıdaki sözlerini anımsattığımda, görüşlerinin değişmediğini söyledi. Şöyle düşünüyordu: “Göreceksiniz Irak’ta ABD’ye ödün verecekler. İstedikleri her şeye evet diyecekler… Bu durum Kuzey Irak’ta başımıza ne iş açar bilemem.” ‘ABD’yi oyaladım’ Ecevit’in kaygılarına dış sorunlar da eklenmişti. Aslında ABD, Ecevit hükümetinden de çok şey istemişti. 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırısının ardından ABD açısından 2 hedef ortaya çıkmıştı: Afganistan ve Irak… Afganistan bir ölçüde daha uzak bir coğrafyaydı ama Irak’la ilgili her adım içimizi de etkileyecekti. Ecevit’e sordum: - ABD, Irak için sizden ne istedi? Ecevit - Irak’ın işgali için gerekli olan her şeyi. - Siz ne yaptınız? Ecevit – Oyaladım. Ecevit hükümetinin 2002’nin ikinci yarısında içine düştüğü durumun temel nedeninin bu konu olduğuna ilişkin görüş, saptama ve bulgular değişik zamanlarda ortaya atıldı. Derviş’in ABD ziyareti Hemen yeri gelmişken şunu da vurgulamalıyım… 11 Eylül olaylarından 10 gün kadar sonra dönemin ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş, ABD’ye gitti. Gideceği gün sabah Hazine Müsteşarlığı’nda gazete ve televizyonların Ankara temsilcileriyle kahvaltılı sohbette bir araya geldi. Bir saat kadar sohbete katıldı. Sonra bizi kahvaltı ile baş başa bırakıp havaalanına gitti. Bizler sohbette Derviş’in ekonomi ağırlıklı konuşacağını, IMF programıyla ilgili yeni bilgiler verebileceğini düşünüyorduk. Derviş’in ilk tümcesi şu oldu: -“Türkiye ABD’nin terörle mücadelesine her türlü desteği vermelidir.” Cem o kadar emin başlamıştı ki… Türkiye 3 Kasım 2002 seçimine giderken siyaset sahnesi yeniden şekilleniyordu,. Koşar adım ilerliyordu. Koalisyonun üç ortağı ekonominin altında kalmıştı. Ecevit’in söylemiyle, ekonomik programının acı ilaç bölümü bitmiş, meyvelerin yeneceği dönem başlıyordu. Ama bunu anlatmak artık olanaksızdı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli temmuz başında Bursa Kocayayla Türkmen Kurultayı’nda seçim startını vermiş, ok yaydan çıkmıştı. Koalisyon ortaklarının sandığa gömülmesi demek merkez sağ, merkez sol ve milliyetçi partinin yarış dışı kalması demekti. Geriye AKP ve CHP kalıyordu. İkisinden hangisi umut olarak öne çıkacaktı? Bu tartışma usul usul alevlenirken, kamuoyunun da etkisiyle ortaya yeni bir lider adayı çıktı: İsmail Cem… Cem, kısa sürede o kadar parlatıldı ki, kamuoyu yoklamalarında yüzde 40’a kadar çıkardılar. DSP kadrolarından bir ekip kurdu mu, bu iş bitmişti. Ama ille de yanına Kemal Derviş’i almalıydı. Bunun için çok bastırdı… İsmail Cem tebrikleri kabul ediyor Her taraftan Cem fısıltılarının yükseldiği o yaz günlerinde, bir öğle vakti, Meclis’ten Cem’in makamından aradılar. Cem, Meclis’te fiili bir çalışma ortamı oluşturmuştu. Arayan kişi şu notu iletti: - Sayın Cem, yarım saat sonra sizi makamında bekliyor… Gittim… Odaya giren çıkan belirsiz… Olağanüstü bir hareketlilik var. Cem, Başbakanlık koltuğuna oturmak üzere olan, seçim zaferinden yeni çıkmış bir siyasetçi gibiydi. Her taraftan Cem liderliğindeki Yeni Türkiye Partisi’nin (YTP) örgütünü oluşturmak, katılmak üzere arıyorlardı. Cem, “Artık telefon bağlamayın” dedi… Sohbete başladık, bir dakika sonra telefon. Eski Almanya Dışişleri Bakanı Hans Dietrich Genscher arıyordu. Çok özür diledi; telefona uzandı… İngilizce tebrikleri kabul etti… Birkaç dakika sonra bir telefon daha. Arayan Yunanlı mevkidaşı Papandreu idi. İlk çelme Kemal Derviş’ten O sohbette Cem, artık yeni bir projenin oluştuğunu, siyasetin bu tür zamanlarda ani üretimler yapabildiğini, o kendine has biçemiyle anlattı…. Cem’e göre Türkiye YTP iktidarına hazırlanıyordu… Cem ilk çelmeyi Kemal Derviş’ten yedi. Derviş son anda CHP Genel Merkezi’nde Deniz Baykal’la saatler süren görüşmenin ardından bu partide karar kıldı… Cem artık dönemezdi…. Cansız Kayseri mitingi Seçim çalışmalarına kendi bölgesi Kayseri’den başlama kararı aldı… Orada büyük bir gövde gösterisi yapacak, arkasını getirecekti… Cem, Kayseri’ye doğru yola çıktı… Sık sık bilgi alıyordu; meydan nasıl, coşku nasıl? Miting saati yaklaşmıştı, yoldaydı… Miting alanından şu notu ilettiler: - İsmail Bey yavaş gelsin!.. Miting alanı dolmamıştı, ortalık cansızdı. Biraz zaman geçerse belki dolabilirdi… Cem her şeyi anlamıştı!.. Bana göre Cem o gün ne yazık ki seçim yolculuğuna değil, kanser yolculuğuna başlamıştı. Kaynak ?
Şuna bir bakalım… Bakalım bu pozu görünce aklınıza ilk kim gelecek?

Şimdi de aşağıdaki fotoğraflara bir bakın, fotoğraflar Mustafa Kemal Atatürk’e ait;

ve bu da;

Şimdi eğrü oturup doğru konuşalım. AKP, iktidara geldiği günden beri tek bir kamu binasına Atatürk adını verdi mi? Hayır. Tek bir yerde adı geçti mi? Hayır (göstermelik yerlerden bahsetmiyorum). Peki ya AKP Atatürk’ü silmeye, yeni kahramanlar yaratmaya çalışıyor mu? Evet. Peki Kenan Evren (Evet, ilk fotoğrafta bulunan tablo 80 Darbecisi Kenan Evren’e ait) bu pozu ile ne yapmaya çalışmış sizce?
Peki sizce AKP, kendisini yaratan Kenan Evren ile ne kadar ve ne için hesaplaşabilir sizce?
Ak Devrim Nedir?
1. AKP’nin bir programı (bknz. http://www.akdevrim.com )
2. İran’da şeriatı getiren islâm devriminin adıdır (Bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran#Ak_Devrim )
Acaba AKP’nin AK Parti ısrarı da buradan mı geliyor?
Ak Devrim Nedir?
1. AKP’nin bir programı (bknz. http://www.akdevrim.com )
2. İran’da şeriatı getiren islâm devriminin adıdır (Bknz. http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ran#Ak_Devrim )
Acaba AKP’nin AK Parti ısrarı da buradan mı geliyor?